Gerçeğin İnşasında Söylemin Rolü ve Kişilerarası İletişim Üzerine

Değerli Okuyucu,

Burada yazdıklarım bugün okuduğum bir kitap üzerine aklıma gelenlerden ibaret.

Yazımın sonunda da kişilerarası iletişime ilişkin küçük bir tespitimi paylaşacağım. Belki okuyanlardan bir veya birkaçının işine yarayabilir.

Okuduğum bir kitapta şöyle bir paragraf geçiyor : “ Emile Benveniste’ye göre; “gerçeklik”, dil aracılığı ile yeniden yaratılır. Konuşan kişi söylemiyle olayı ve olaya ilişkin deneyimini yeniden oluşturur. Dinleyen kişi de önce söylemi algılar ve bu söylem aracılığı ile olayı yeniden oluşturur. Böylece dilin işleyişine özgü bir durum olan söz alışverişi ve söyleşi, söylem edimine ikili bir işlev yükler: Konuşucu için gerçekliği gösterir, dinleyici için bu gerçekliği yeniden yaratır”.

Şimdi bu satırlar üzerine elbette uzun uzun konuşulabilir.

Kısaca söylemek gerekirse benim bu cümlelerden ilk anladığım aslında bizim bir vakıa ( olay ) vuku bulduğunda yani gerçekleştiğinde algıladığımız ile işin içine bir de bu fiile taraftar olan birilerinin vakıa ile ilgili açıklamaları girdiğinde bizim gözümüzle gördüğümüz gerçeklik başka bir gerçekliğe dönüşüyor.

Cümle biraz felsefi oldu sanırım. Bir örnekle daha anlaşılır kılmaya çalışayım.

Varsayalım ki bir arkadaşımıza “Ahmet’i gördün mü?” diyelim.
Arkadaşımız da bize Ahmet’i görmesine rağmen “ Hayır Ahmet’i görmedim” desin.

Biz de peki deyip yanından ayrılalım. Aradan bir hafta geçtikten sonra arkadaşımız gelip bize “ Bir hafta önce sana Ahmet’i görmedim demiştim ama ben o gün aslında Ahmet’i görmüştüm. Kusura bakma” dediğini varsayalım.

Şimdi buradaki gerçeklik ne?

“ Arkadaşımızın bize Ahmet’i görme durumu ile ilgili yalan söylemiş olması” değil mi ?

Peki bunu aklımızda tutalım.

Biz de arkadaşımıza soralım “Niye bana yalan söyledin?” .
O da bize desin ki “ Evet sana yalan söyledim, ama bir sor niye?” ( Bu arada bu Türk filmlerinin değişmez repliklerinden biridir. Ne kadar duysam da her işittiğimde beni bir gülme alır).

Şimdi dikkat buyurunuz burada Benveniste’nin bahsettiği söylemle gerçekliğin inşası devreye giriyor.

Acaba arkadaşımızın bize söylemiş olduğu yalan gerçeği bakalım söylemden sonra değişecek mi?

Arkadaşımız bize cevaben şöyle desin “ Senin Ahmet’le o gün aranızda bir sürtüşme yaşadığını öğrenmiştim ve senin ona bir kötülük yapıp, pişman olacağın bir iş yapmanı engellemek için sana Ahmet’i görmediğimi söyledim” .

Bu durumda arkadaşımızın bize söylemiş olduğu yalan gerçeği, araya giren bir söylem sonrası bir anda değişmedi mi ?

Ben arkadaşımı dinledikten sonra düşünsem ve desem ki “ İyi ki Ahmet’in yerini söylememiş, yoksa elimden bir kaza çıkacaktı”.

Bu sefer arkadaşımın bana yalan söylemiş olduğu gerçeği arkadaşımın söyleminden sonra değişti.

Ben aynen Benveniste’nin söylediği gibi işittiklerim sonrası bu olaya karşı gerçeklik algımı değiştirdim ve yeni bir gerçeklik kurdum.

Yani söylem sonrası konuya ilişkin gerçeklik algım değişti.

Bana yalan söylediği için arkadaşıma kızan ben, iyi ki bu konu ile ilgili yalan söylemiş yoksa şimdi pişman olacağım bir işi o sinirle yapacaktım diye düşünebilirim.

Burada aklıma çok sevdiğim Ziya Paşa’nın bir sözü geldi :
“Âyinesi iştir kişinin lafa bakılmaz
Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde”

Çok sevdiğim bir sözdür. Kişinin söylemine değil yaptıklarına bakılması gerektiğini anlatır.

Ama şimdi Benveniste’nin bu yaklaşımını okuduktan sonra Ziya Paşa’nın bu sözünü de bir daha düşünmek gerekecek.

Çünkü kişinin bir konu ile ilgili söylemi de bir işin yapılma veya yapılmama durumuna ilişkin algımızı ciddi şekilde yönlendirebilir.

Yani birisi bir işi yapamamış olabilir, işinde hatalar olabilir. Ancak bununla ilgili söylemi devreye girdiğinde iş ile ilgili gerçeklik algımız değişebilir.

Örneğin sınavdan düşük not alan bir öğrenci düşünelim.

Finalde FF almış olsun.

Öğrenci durumunu açıklamadan önce gerçekliğimiz “ öğrencinin sınavdan başarısız olduğu” şeklindedir ve doğrudur. Çünkü Ziya Paşa’nın deyişi ile “ kişinin işi ortadadır, FF”.

Ancak öğrenci yanımıza gelse ve dese ki “ Hocam kusura bakmayın, sınavdan FF aldım ama bir hafta önce ailemizde ciddi bir sorun yaşandı. Bu yüzden çok ilgi duymama rağmen dersinizin finaline çalışamadım, çünkü psikolojik olarak çok etkilenmiş ve yıpranmıştım.”

Şimdi bu açıklamadan sonra diyebilir miyiz ki öğrencinin açıklaması yani söyleminden önce var olan gerçeklik ile söyleminden sonraki gerçeklik tamamen aynıdır.

Evet neticede öğrenci dersten bütünlemeye kalmış olabilir. Ancak bizim bu gerçekliğe ilişkin öğrencinin söylemi öncesi ve sonrası algımız kesinlikle farklı olacaktır.

Biz dinlediklerimizden sonra “Evet dersimden bütünlemeye kalmış ama çalışamadığı için böyle olmuş” şeklinde var olan gerçekliği aynen Benveniste’nin dediği gibi tekrar inşa ediyoruz.

Şimdi gelelim yazımın başında söz verdiğim kişilerarası iletişimde bu konunun önemine.

Bu yazdıklarımdan benim çıkardığım sonuç şu : Kişiler arası iletişimde var olan bir olayı örneğin arkadaşınızla aranızda tartışmaya sebep olan bir olayı sadece sizin gördüğünüz açı ile değerlendirmek hatalı bir davranış.

Sizi üzen bir olayla ilgili karşı tarafa “Ben bu olaydan şu sonucu çıkarıyorum ama sen bu maksatla mı yaptın bu davranışı veya yanlış mı anladım, ya da bu davranışı gösterme maksadın nedir?” gibi bir açıklama fırsatı vermek gerekiyor.

Belki karşı tarafın yapacağı açıklama yukarıdaki örneklerde olduğu gibi sizin “gerçek” diye algıladığınız bir durumu temelden değiştirecek.

O yüzden daha önce de söylediğim gibi “ İletişim önemli azizim. İletişim önemli…”

Bir konu hakkında hüküm vermeden önce konuya dahil olan kişileri dinleyip gerçekliğimizi ona göre inşa etmeli.

Yoksa kişilerarası iletişimde ciddi iletişim kazalarına sebep olabiliriz.

2 cevaplar
  1. Ömer Faruk Arslan
    Ömer Faruk Arslan says:

    Merhaba hocam. Sitenizi Grunig Ve Hunt’ın yaklaşımlarını araştırırken buldum. Öğrenciniz olmama rağmen bilmemem çok büyük bir eksikliğim onu anladım.
    Çok güzel konular üstünde duruyorsunuz artık surekli takip edeceğim.
    İletişim önemli demişsiniz size sonuna kadar katılıyorum. İnsanların en önemli özelliğidir iletişim kurmak. Tüm sorunlar bu şekilde çözülebilir. Verdiğiniz örnekler anlatım için çok güzeller. Ama benim aklımda bir soru işareti kaldı. İletişim bu kadar önemli olduğu halde neden yalan söylemek yerine gerçeği anlatarak meseleyi çözemeyelim ? Yanı ilk örnekte arkadaşımız bize bir yalan söylüyor sorunu böyle geçiştirmeye çalışıyor. Peki o arkadaşımız değil de başka arkadaşımız tesadüfen yerini söylese bizde o gün Ahmetle tartışsak ve daha sonrasında da ilk arkadaşımızın bizden sakladığını öğrenip onunla da tartışsak işler farklı bir boyut kazanmazmı? Ben o arkadaşın yerine olsam meseleyi gerçekleri anlatarak çözmeye çalışırdım. Yanı aranızda böyle birşey yaşanmış bunun sebebi nedir oturup bir şekilde çözebiliriz gibisinden konuşurdum. Asıl iletişim bu değilmidir sizce de ? Benveniste’nin anlattığı konu çok ilgimi çekti aslında bu bağlamda çevremde gördüğüm olaylardan esinlenerek böyle bir soru takıldı aklıma. Belki size saçma gelebilir konu dışına da çıkmış olabilirim ancak iletişimde her an herşey olabilir. Her zaman gerçeklerle yaklaşmak daha mantıklı geliyor bana. Umarim düşüncelerimi aktarabilmisimdir. Cevabınız için şimdiden teşekkürler çalışmalarınız da başarılar. Yeni konularınızı sabirsizikla bekliyorum.

    Cevapla
    • omerfaruk
      omerfaruk says:

      Sayın Ömer Faruk ,

      Öncelikle yazımda konu daha iyi anlaşılsın diye örnek kullanıyorum.

      Bu örnekler konunun teorik boyutunun pratik bir hale dönüştürülmesi açısından çok önemli diye düşünüyorum.

      Elbette burada verdiğim örnekler sizin vermiş olduğunuz örnekler gibi farklılaştırılabilir.

      Yazının içerisinde verdiğim örneğe gelince, bu örnek bizi kesinlikle “yalan söylemenin iyi bir şey olduğu” sonucuna götürmemeli.

      İletişim sürecinde yalan söylemek kişiyi anlık bir durumda avantajlı hale getirebilirken, uzun vadede kesinlikle iletişim sürecine zarar verecektir.

      Dolayısı ile söylemiş olduğunuz manada iletişimde gerçeklerin söylenmesi hatta kimi zaman acı verici olsa da gereklidir.

      Yalan söylemenin doğru bir davranış olmadığı ( hem bizim Anadolu kültürümüzde yalancı çoban hikayesinde olduğu gibi hem de İslam dininde yalan söylemenin doğru olmadığına ilişkin onlarca aktarımda görüleceği gibi) aşikardır.

      Anlık bir durumda yalan söyleyerek kişi bir durumdan kendisini kurtarmış olabilir ancak uzun süreli bir ilişki açısından yalan söylemek kesinlikle iletişimin kalitesini de bozan bir durumdur.

      Hiç kimse yalan söylemeyi alışkanlık haline getirmiş bir eşle, anne veya baba ile, öğretmen ile uzun süreli sağlıklı iletişim kuramaz.

      Netice itibari ile sanırım örnek olaydaki yalan söylemenin konuyu daha iyi açıklamak için verilmiş bir örnek olduğu ve hayatımızda her daim doğru, dürüst olmanın insanlık için en mühim ilkelerden birisi olduğu ve büyük bir erdem olduğu unutulmamalıdır.

      Bu vesile ile yorumunuz için de teşekkür ederim.

      Hayatınızda başarılar dilerim.

      Cevapla

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

eighteen − five =