Bir Emlak Tanıtımı ve Düşündürdükleri Üzerine

Bugün Düzce’de bulunan bir sitenin tanıtım sayfası ile facebook ortamında karşılaştım.
Meraktan nasıl tanıtım yapılmış diye baktım ve bir şok yaşadım.
Muhtemelen yeni mezun bir reklam ve tanıtım ile ilgili bir bölümden mezun bir kişiye yazdırıldığını düşündüğüm şu satırlarla karşılaştım.
Aynen aktarıyorum :
1. “Şık mutfak dolaplarınızı bütün komşularınız çok konuşacak.”
Ben mutfağı yemek yapılan ve isteğe göre yapılan yemeklerin yenildiği bir ortam olarak biliyordum.
Meğer yanılmışım.
Mutfak, dolapları ile konu komşuya hava atılan bir mekanmış. Hayret !
Bu metin gerçekten bize hitap ediyor mu? Bizi yansıtıyor mu ? Eğer bizi yansıtıyorsa biz ne ara bu kadar görgüsüz olduk?
Eğer reklam metnini yazan kişinin görgüsüzlüğü ise katlanabilirim belki ama eğer bu ilandaki satırlardan etkilenip bu daireleri almaya giden insanlar varsa ” yani şu siteden daire alalım, gelen misafirler mutfak dolaplarımızı günlerce konuşsun” diyorlarsa, bir bu kişileri acilen psikoloğa gönderelim ikincisi hemen eski milli ve manevi değerlerimize döneceğimiz yoğun bir eğitim sürecine geçelim.
2. “Membran kapaklı vestiyer daha kapıdan içeri girer girmez sizi yüklerinizden kurtaracak”.
Vestiyer benim bildiğim kadarı ile genellikle kapının yanında duran içerisine ayakkabı, palto ceket vb eşyalarımızı koyabildiğimiz bir mobilya, eşya.
Ama burada da yanılmışım sanırım.
Çünkü bu metinde öyle bir anlatılmış ki, zannedersin kapıdan girince vestiyer dile gelip “ Hoş geldiniz, gününüz nasıl geçti, verin elinizdekileri, sizi yüklerinizden kurtarayım” diyecek.
Yahu yok böyle bir dünya.
Vestiyer beni yüklerimden kurtarmayacak, sadece elimdeki eşyaları koyacağım masa, sandalye gibi bir ağaç mobilya ürünü.
Metni yazan arkadaşa nasıl gaz verdilerse arkadaş tanıtım işini abartıp bire beş katıp ürünün tanıtımını abartmış.
Reklam metin yazarlığı derslerini bir daha gözden geçirmemiz gerekecek sanırım.
Netice-i kelam bu inşaat firmasının satmak istediği konaklar hakkında hazırladığı site bana iki şeyi sorgulattı:
1. Tanıtım işi sadece abartmakla olmaz. Tanıtım ciddi iştir. Marka vaatlerini belirlerken abartıya kaçmamak önemlidir.
2. Modernizm, çağdaşlık, yeni yaşam tarzı gibi söylemlerle bize satılan şeylerin birçoğunda aslında bize sunulanın görgüsüzlük, insanları materyalleştirme çabaları olduğu gerçeği…

“Reklamın İyisi Kötüsü Olmaz” Demeyelim, Olur…

Sürekli birilerinin özellikle de saçma sapan şeylerle meşhur olan kişilerin söylediği bir sözdür “reklamın iyisi kötüsü olmaz”.

Ben de acizane yıllardır diyorum yahu reklamın elbette iyisi kötüsü olur.
Bir reklam vardır, izleyince reklam hedeflerine hizmet ediyordur, hep beraber deriz ki bu reklam çok iyi hatta Kristal Elma Reklam ödülü alır bu reklam.

Bir başka reklam vardır, izlersin, bir daha izlersin sonra bir daha izlersin ve yanındaki arkadaşına da sorarsın : ” Ben bir şey anlamadım bu reklam ne anlatıyor?” diye.
İşte bu reklam da kötü reklamdır. Ne reklamı yapılan ürün ve hizmete ilişkin hedefine ulaştırır ne de hedef kitlenin anladığı bir mesaj barındırır elbette sonuçta bu reklam Kristal Elma Ödülü falan da almaz.

Bugün bir kaynakta gördüm bu sözün sahibi meğer bizim halkla ilişkiler tarihinde uygulamaları sebebi ile belki de halkla ilişkilerin en kötü uygulamacısı olarak kendisini andığımız P.T. Barnum’muş.

Öğrendiğim iyi oldu.

İşte bunu öğrendiğim satırlar:
“Reklamın iyisi kötüsü olmaz” deyimini ilk defa kullanan P.T. Barnum, medyanın dikkatini çekebilmek için, sirk yıldızlarını yalandan evlendirmekte, böylece bu gibi düzmece haberlerle medyanın gündeminde sirkine yer edinmektedir. Barnum ayrıca gazetecilere bedava bilet vererek, basının ilgisini çekmeyi garanti altına almaya çalışmıştır.”
(Nuray TOKGÖZ, Halkla İlişkiler Yönetimi, AOF Kitabı, Sayfa:59)

Dolayısı ile Barnum’u niçin halkla ilişkilerin en kötü uygulayıcılarından biri olarak göstermemizin sebebi alıntının içinde gizli. Barnum haber olabilmek adına yalan ve düzmece olaylar kurgulayıp basına servis etmekten çekinmezdi.
Onun tek gayesi bir şekilde basında sirkinin adının duyulması idi. Bunun için de yalan ve düzmece haber de yapılabilirdi.

Dolayısı ile “reklamın iyisi kötüsü olmaz” deyiminin sahibi, yalan ve düzmece haber yapmakta sakınca görmeyen bir yalancı ise, yalancının söylediği bir sözü kendimize referans almak da ayrı bir gariplik olurdu. Bu da işin felsefi boyutu.

Dolayısı ile reklamın da şöhretin de iyisi de kötüsü de olur.

Bir olay ve hadise ile herkesin tanıdığı bir adam olmak önemli değildir.

Önemli olan nasıl tanındığınızdır.

Tarih boyunca kimi insanlar topluma faydaları ile kimi insanlar ise topluma yönelik kanlı eylemleri ile tanınmışlardır.

Önemli olan nicelik değil niteliktir, netice itibari ile.

Elbette burada bir diğer tartışması yapılması gereken konu da “iyi” ve “kötü” ayrımının nasıl olduğu, nasıl yapılacağı üzerinedir.

Bu da çok derin bir konudur.

Felsefeciler dahi bildiğim kadarı ile bu konuda tam anlamıyla mutabık değildirler.

Yani evrensel bir iyi kavramı var mıdır?  Böyle bir iyi var mıdır? Bir şeyin iyi veya kötü olmasını belirleyen bir belirleyici var mıdır?

Eğer bu konuya girersek çok derin, içinde kayboluruz diye düşünüyorum.

Ancak reklam konusu ile sınırlandırırsak yani reklamın iyisi kötüsü hususunda nasıl belirleyiciler söyleyebiliriz dersek burada devreye kriterler girer.

Yani iyi reklamın veya kötü reklamın kriterleri nelerdir sorusu.

Ancak bu da ayrı bir yazı konusu belki fırsatım olursa bir diğer yazıda da onu yazarım.

Ancak burada benim açımdan çok temel ve basit bir kıstas ( ölçüt, kriter) var bunu paylaşmak isterim.

Ben bir reklamın iyi mi kötü mü olduğuna karar verirken “reklam amaçlarına hizmet edip etmemesine ve bu alandaki başarısına bakıyorum”.

Bilindiği üzere reklamın temelinde bir duyuru gayesi olmakla beraber reklam amaçları kendi içinde farklılaşabilir.

Bazı reklamlar vardır, yeni bir ürün veya hizmeti tanıtır, bazı reklamlar vardır kurumun genel itibarına veya liderine yönelik bir itibar artışı sağlamayı hedefler, bazı reklamlar vardır kurum hakkında çıkan asılsız bir haberin olumsuz tesirini gidermeye çalışır” gibi gibi artarak devam edebilir.

Dolayısı ile bir reklam diyelim ki A grubu müşteriler üzerinde ürünümüzün satışlarının % 10 artırılmasını hedeflemekte ve bu gayeyle oluşturulmuş olsun.

Reklamı yaptık, yayınladık. Reklamın üzerinden araştırma için makul bir süre geçtikten sonra ürünümüz satışlarında artış olmuş mu? Buna bakarım. Sonra bu artış A grubu müşterilerim üzerinde %5 düzeyine ulaşmış mı? Bunu araştırırım. Eğer hedefime ulaştı ise bu reklam bana göre iyi reklamdır.

Veya şirketimiz hakkında basında asparagas bir haber çıktı ve bu şirketimizin itibarını zedeliyor.

Bu konu ile ilgili ilk olarak bir araştırma yapar ve şirket itibarımın ne durumda olduğu ve bu haberlerin bu itibara etkisini ölçümlerim.

Sonrasında itibarımın olumluya doğru geçiş yapması için reklam filmimi hazırlarım, yayınlarım.

Üzerinden makul bir süre geçtikten sonra tekrar araştırma yaparım.

Eğer araştırma sonuçlarına göre reklam filmimden sonra kurumumun itibarında olumluya doğru gidiş varsa, reklam amacına hizmet etmiştir, yani iyi bir reklamdır. Ancak yapılan araştırmalarda eğer itibarımda olumluya doğru bir gidiş yoksa, o reklam bana göre kötü bir reklamdır.

Hemen şunu duyar gibiyim, bazılarımız şu soruyu soracaklar “ İyi de reklam tekniği açısından çok başarılı bir reklam, içerisinde yer alan oyuncular diyelim ki Türkiye’nin en iyi tiyatrocuları, grafik animasyon teknikleri açısından mükemmele yakın sayılabilri olsa da mı bu reklam kötü?” .

Elcevap üzücü ancak bana göre bahsettiğimiz reklam, benim irdelediğim kritere göre “kötü”. Özür dilerim. Bu bazılarınca emeğe saygısızlık, bazılarınca mükemmeliyetçilik olarak değerlendirilebilir.

Ancak ben ikisi de olduğunu düşünmüyorum.

Benim tek söylediğim reklam amacımın ölçülebilir bir boyutu varsa ben bunu ölçmekten ve sonuca ulaşan bir işin başarılı sonuca ulaşamayan bir işin ise başarısız olduğunu düşünüyorum.

Yani reklamın iyilik ve kötülüğü hususunda sonuçlara bakarak bri değerlendirme yapılabileceğini savunuyorum.

Elbette sonuçları ölçmenin de çok zahmetli ve maliyetli bir iş olduğunu da biliyorum.

O yüzden birçok şirket yöneticisi reklam etkililiğini ölçtürmekten korkuyor. Bunun altında yatan sebep ise onca para döktüğü işin sonunda karşılığını alamadığını görmenin insanda oluşturduğu dayanılmaz acıdan kaçınma hissi.

Şimdi tüm bu yazdıklarımın sonunda biraz tebessüm etmek için Show TV’de yayınlanan Güldür Güldür Show adlı tv komedi yapımının “Reklam Nasıl Yaratılır?” konulu skecini paylaşmanın faydalı olduğunu düşünüyorum.

Myhome Reklamı Eleştirisi

Bu yazıda yine bir reklam eleştirisi yapacağım.

Ağaoğlu Grubu’nun Myhome reklamı ile ilgili bazı konulara değinmeye çalışacağım.

İlk olarak izlemeyenler için reklam filmini aşağıdaki linkten izleyebilirsiniz: 

Ağaoğlu My Home Küçük Maslak Reklamı (Yeni 03.2014)

https://www.youtube.com/watch?v=JThFCjfi-nc

Reklam bir İngilizce kursundaki sınıfta gerçekleşiyor. Sınıfta öğretmen bir öğrenciyi ayağa kaldırıp,

“ His home, her home, your home, my home” diyor. Yani “onun evi, senin evin, benim evim” diyor.

Sonrasında öğrenci my home deyince,  öğretmen my home dedikten sonra “Great” yani “güzel” diyor,            bir anda Türkçe’ye dönüp tahtada da “myhome afişi beliriyor” ve hoca bir anda “Üstelik 36 ay sıfır faizden başlayan sınırsız ödeme seçenekleri ile” diyor. Ardından tanıtım filmi başlıyor ve kampanya hakkında bilgi veriyor.

Sonrasında bir bakıyoruz ki tanıtım yapılırken, İngilizce öğretmeni öğrencilerini almış ve evleri gezdiriyor.

Nasıl yani, ciddiye alsak, buradan şu anlam çıkıyor, İngilizce öğretmeni boş zamanlarında emlak temsilciliği yapıp myhome evlerini öğrencilerine tanıtıyor oradan ek gelir elde ediyor gibi bir anlam çıkıyor.

Ki bu garip ve komik bir durum.

Sonrasında öğrencileri 62 kapı numaralı kendi dairesinin önüne götürüp “This is key and this is my home” diyor. Yani “bu anahtar ve bu benim evim” diyor. Ve öğretmen eve giriyor.

Tam filim bitti derken bu sefer bir başka durum ortaya çıkıyor. 61 Kapı numaralı yan dairenin kapısı açılıyor ve içeriden Ali Ağaoğlu çıkıyor, kapıdaki gençlere hayırdır çocuklar diyor. Çocuklar da “Ali bey sizde mi buradasınız diyorlar?” şaşırarak.

Ve Ali Ağaoğlu’ndan tarihi cevap “Of Course this is my home” yani “ Elbette, tabii ki,  bu benim evim” diyor. Sonrasında “hayırdır” diyor ve evinin kapısını dahi kapatmadan gidiyor.

Burada iki temel sorun var. Bunu reklamı tasarlayanlar bence düşünmeli idiler.

Bir insan niçin kendisine Türkçe soru sorana İngilizce cevap verir?

Kaç Türk kendisine burada mı oturuyorsun dendiğinde “Of course, this is my home” der, bunu niye yapar?

Yoksa Ağaoğlu bu gençleri daha önceden tanımakta mıdır ? Tanımakta ise biz bunu niye bilmiyoruz. Bilmediğimiz için bu garip duruyor.

Ayrıca her sabah evinden çıkan insanlar ya kendileri evinin kapısını kapatır ya da evde bulunan birisi kapıyı kapatır.

Hiç kimse evinin kapısını kapatmadan çıkıp gitmez, böyle bir dünya yok.

Ağaoğlu filmin sonunda gençlere “Görüşürüz, kolay gelsin” diyerek oradan ayrılır.  Film biter.

Dediğim gibi burada temel birkaç garip durum var. Özet olarak tekrar vermek isterim.

1)       İngilizce öğretmenleri boş zamanlarında emlak temsilciliği yapmakta mıdırlar?

2)       İnsanlar kendilerine Türkçe soru sorulduğunda niçin İngilizce cevap verme ihtiyacı duyarlar? Veya bu ihtiyacı duyarlar mı ?

3)       İnsanlar ne zamandan beri evlerini kapılarını kitlemeden evlerinden gitmektedirler?

Bir diğer  temel eleştiri de şu, reklam filminin içinde ürün veya hizmetin isminin tekrarı önemlidir.

Ancak bunu abartmamak lazım. Yani 47 saniyelik reklam filminde  sekiz kere myhome demeye gerek yok. İnsanlara sekiz kere ürün adını söyletince insanlar koşarak ev almaya gitmezler.

Bu arada ikinci bir problem ise reklam filmini aramak için youtube girdiğimde ikinci bir reklam filmine denk geldim.

İkinci reklam filmini de aşağıdaki linkten izleyebilirsiniz.

Ali Ağaoğlu’nun ingilizce konuştuğu yeni reklam filmi

Reklamın birinci bölümü aynı ancak son bölümde Ali Ağaoğlu bu sefer İngilizce öğretmeninin evine geliyor.

Ve öğretmenler beraber aynı eve giriyorlar. Yani Ali Ağaoğlu 61 Nolu dairede iken bu reklam filminde 62 Nolu öğretmenin evine geliyor ve bu sefer öğretmenin evine “Yes this is my home diyor” ve öğretmenle selamlaşıp evine giriyorlar. Ki bu reklam filminin eleştirisine girmeyeceğim. Çünkü Öğretmen, Ali Ağaoğlu ve öğrenciler arasında garip bir ilişkiler yumağı ortaya çıkıyor ki ayrı bir konu.

Bu reklam filminin viral bir versiyonu mu ? Niye yapıldı onu da bilemiyorum Çünkü televizyonda dönen filimle internet ortamında dönen reklam birbirinden farklı. Ki ben televizyonda yayınlanmadığı için bu reklam filminin eleştirisine girmiyorum.

Reklamla ilgilenen arkadaşlar için bu eleştirilerin fikir veren unsurlar olmasını diliyorum.

Son olarak her zaman söylediğim gibi “Reklamın iyisi kötüsü olmaz” son derece yanlış bir söylemdir, “ Reklamın bal gibi iyisi de kötüsü de olur, iyi reklam vardır, kötü reklam vardır. ”

 

 

 

Daha Fazla 118 Temalı Reklam İstiyoruz !!!

Değerli okuyucular, merhabalar. Lütfen yazımın başlığına kızmadan önce yazımı sonuna kadar okumaya özen gösterin. Başlığıma hak vereceğinize inanıyorum.

Bu kısa yazımı yazma maksadımın kesinlikle  ne kadar isabetli bir tahminde bulunduğumu söylemek olmadığını baştan belirtmek isterim. Daha çok şu an yaşanılan durumu “görünen köy kılavuz istemez” sözü ile açıklamak daha doğru olacaktır. İnternet siteme ne zaman yazdığıma  baktım , 19 Ağustos’ta yazmışım. O tarihte daha fazla dayanamayıp ” Lütfen Daha Fazla 118 80 Reklamı Çekmeyin” demişim.

ilgili yazıma “Reklam Eleştirileri” bölümünden veya aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.

http://omerfarukozgur.nedendir.com/reklam/lutfen-daha-fazla-118-80-reklami-cekmeyin.html

O dönemde gerekçeleri ile beraber 118 80 temalı reklamların hatalı bir tema ile çıktığını, markaya zarar verdiğini söylemiştim. Ben yazıyı yazdıktan sonra da reklamlar çekilmeye devam edildi. Burada elbette kendimi bir yerlere koyup,  ” Ben çekmeyin dedim, dinlemediler , reklam çektiler” demiyorum. Ancak pozitif bilimlerde araştırma gibi çok güzel bir yöntem söz konusu, lütfedip reklamlara ayırdıkları bütçenin bir bölümünü de araştırmaya ayırıp reklamın tesirini ölçselerdi, sanırım bu durumda olmazlardı. Veya eskilerin tabiri ile “Bir bilene sorsalardı” sanırım durum böyle olmazdı.

Bu yazıyı yazmaya beni teşvik eden www.mynet.com sitesinde gördüğüm, ” Graham Bell bu reklamı görseydi eğer” başlıklı haberdi. Haberde son olarak çekilen 118 33 temalı reklam filmine sosyal ortamda yağan tepkilerden bahsediliyor.

Haberin tamamını okumak isteyenler için bağlantı adresi aşağıdaki gibidir.

http://haber.mynet.com/detay/teknoloji/graham-bell-bu-reklami-gorseydi-eger/565358

Son olarak artık 118 80, 118 33, 118 23, 118 82 , 118 55 vb temalı reklamları çekmeyin demeyeceğim. Bu sefer farklı bir yöntem deneyeceğim. Hani çocuk eğitiminde kullanılan bir yöntem vardır, “Tersini söyleyerek isteneni yaptırma. Yani sürekli bağıran çocuğa, sus denilince susmaz tersini yapar ya. Aile de bu durumda, bağır oğlum, bağır der. Çocuk da şaşkınlıka bu sefer de susar.”

Ben de bu temayı deneyeceğim, belki çalışır. Daha fazla 118 temalı reklam istiyoruz. Daha fazla istiyoruz 🙂 🙂 🙂

Kum Sanatı İle Ekmeğin Hikayesi

Türk Hava Yolları’nın Ebru Temalı reklam filmi eleştirimde bir diğer reklamdan bahsetmiştim. Kum sanatı ile Ekmek Reklamı var, THY Ebru Reklamı ana fikir olarak buna benziyor demiştim. Bu reklam filmini de çok başarılı bulduğumu belirterek buraya eklemek istedim. Reklam filminde bir buçuk dakika içinde tarlalardaki başağın nasıl değirmenlerde un haline getirildiği, oradan hamur haline gelip usta ellerde fırına verilişi ve sonunda bizlerin sofrasına geliş hikayesi, “Kum sanatı” olarak bilinen son derece görsel bir anlatımla bizlere sunulmuş.

Reklam fikrini bulanları ve reklamdaki kum sanatçıcını tebrik ediyorum. Çok başarılı bir çalışma olmuş.

Reklamın bağlantı adresi :

http://www.vidivodo.com/411763/kum-dili-ile-ekmek

Türk Hava Yolları Reklam Filmi Çok Hoş

Televizyonlarda Ramazan ayı ile birlikte dönmeye başlayan Ebru sanatı ile Türk Hava Yolları reklamını çok beğendim.

Reklamların “Global düşün, yerel oyna” temasının çok güzel örneği. Eskiden Coca Cola’nın Ramazan reklamlarını “yerel oynama” konusunda örnek verirdik. Bundan sonra THY Ebru Sanatı temalı  reklamı bu alanda örnek vereceğim.

Reklamın kısa değerlendirmesi :

  1. Ebru Sanatı çok yerel bir tema. Bizim kültürümüzden. Bu sebeple önemli. Hedef kitleyi etkileyecektir.
  2. Ebru sanatı görselliğin üst düzeye çıktığı bir süsleme sanatı. Bu görsellik izlenirliği artıracaktır.
  3. Ebru sanatı, Ramazan Ayı’na çok uygun bir tema. Çünkü Ebru Sanatı’nın tasavvuf kültürüne de ciddi göndermeleri var. Detaycılar için yan anlam olarak önemli.
  4. Global pazarda da etkili bir reklam olacak. Çünkü Turkish Airlines ile Ebru birbirini tamamlayıcı ve akılda kalıcı unsurlar olarak öne çıkacaktır.

Sonuç ; Ramazan boyunca televizyonlarda gördüğünüzde kanalı değiştirmeden izleyebileceğiniz keyifli bir reklam ortaya çıkmış.

Reklamla ilgili küçük bir merakım söz konusu. Yakın tarihte izlediğim “kum sanatı” ile “ekmek” reklamı vardı. Ebru ile THY reklamı da bu temayla ortak çıkış noktasına sahip. Kim kimden esinlendi konuları reklam camiasında çok öne çıkıyor.

Ancak ben yine de THY reklamını yerelliği sebebiyle başarılı buldum.

Reklamları izlemek isteyenler için bağlantı adresleri:

http://www.vidivodo.com/411573/ebru-sanati-ile-turkish-airlines

http://www.vidivodo.com/411552/turkish-airlines-ramazan-kampanyasi

Lütfen Daha Fazla 118 80 Reklamı Çekmeyin!!!

Uzun süre yazmamak için direttim. Ancak son reklamı da izledikten sonra artık yazmam gerek diye düşündüm.

Genel bir açıklama yaparak konuya başlamak istiyorum.Reklam eleştirileri bölümünde yer alan yazılarda hiçbir kurum veya kuruluşun kötülenmesi söz konusu değildir.Ortaya konulan reklam filmleri üzerinden iletişimle ilgili eleştiriler yapılmaktadır.İlk olarak 118 80 ve 118 18 reklamlarını ilk izlediğimde reklamları anlamakta sıkıntı yaşadım.Herhalde ben karıştırıyorum diye uzun bir süre kendimde suç aradım. Bir reklamda 118 80 diyorlar.Bir diğer reklamda 118 18 diyorlardı.Sonra anladım ki bende bir sorun yok.Gerçekten de iki ayrı numara varmış. Meğer 118 80 ve 118 18 diye bilinmeyen numaralar iki ayrı servis üzerinden hizmet veriyorlarmış. 118 80 reklamları belli bir süre sonra daha da öne çıkmaya başladı.

Devamını Oku

İş Bankası’nın “İlk Bankamatik Reklamı” Analizi

İş Bankası’nın Bankamatik temalı reklamlarının ilk filmini burada sizlerle analiz etmek istiyorum.

Reklam filmlerinin başarısını ben filmdeki “mizah kullanımı”, ” doğru oyuncu seçimi”, “iyi kurgu” üçlemesine bağlıyorum.

Şimdi reklamın sözel unsurlarından yola çıkarak, reklamı analiz etmek istiyorum.

Reklamda kullanılan söylemleri “konuşma” başlığı ile benim yorumlarımı ise “analiz” başlığı ile sunacağım.

Reklam Mehmet Ali Alabora’nın aşağıdaki konuşmalarıyla başlıyor.

Konuşma :  Türkiye’de karşılaştırmalı reklam yapılmaz diyorlar. Neden ? Kim demiş?

Buyrun yapıyoruz.

Üstelik kendimizi İş Bankası ile karşılaştırıyoruz.

Analiz :    Burada çok güzel bir gönderme var. Türkiye’de bir markayı diğeri ile karşılaştırmalı olarak reklam filmi çekemezsiniz. Bu sebeple hep deterjan firmaları A firması ile ” diğer deterjan” veya “sıradan deterjan” diye reklam yaparlar. İş Bankası burada bu kurala gönderme yapmış ve sonrasında da demiş ki : Biz İŞ Bankası ile kendimizi kıyaslıyoruz.

Devamını Oku

İş Bankası “Bankamatik” Reklamları : Keskin Mizah ve İyi Kurgu

İŞ Bankası’nın Mehmet Ali Alabora ile çekmiş olduğu Bankamatik temalı reklamları çok beğendim.

Reklam kuşaklarında özellikle bu reklam geldiğinde başından sonuna izler oldum.

Sebebi ise reklamdaki “mizah” unsurunun keskin ve ince kullanımı ve reklamların iyi kurgusu.

Bankamatik reklam serisinin devam filmleri de aynı kaliteyi sürdürdü.

İş Bankası ve reklamı çeken ajansı tebrik ederim.

Bu konu ile ilgili analiz ikinci bir yazı ile sizlerle paylaşacağım.

Vodafone İş Ortağım : Denizli Reklamı

Diğer yazıda yazmış olduğum Vodafone Reklamları ‘nın ikinci filmine ilişkin görüşlerimi de sizinle paylaşmak istiyorum.

Bu reklam da diğeri gibi tema olarak Vodafone’la çalışan bir işletme yöneticisi ile çekilmiş. İnsanları etkilemenin önemli bir unsuru “ben iyiyim” demek yerine “birilerine o iyi dedirtebilmek”.  Yoksa firma çıkıp sabahlara kadar ben iyiyim desin, tesiri istenen düzeyde olmayacaktır.

Reklamın genel teması yine çok “samimi”. Bu reklamda Vodafone bir çalışanı ile yani Denizli şube temsilcisi “Lütfü” ile özdeşleştirilmiş.

Devamını Oku