Ülkemizde Bulunan Mültecilere Kızan Kardeşlerime Küçük Bir Hatırlatma

Değerli kardeşlerim, ülkelerinde yaşanan savaş sebebi ile ülkelerinden zorla çıkarak ülkemize gelen mülteci kardeşlerimize kızmayalım.
Size küçük bir mülteci hikayesi anlatmak isterim.
Mevlana Celaleddin-i Rumi’yi hepimiz bizim bir değerimiz olarak kabul eder ve çok severiz değil mi ?
Bırakın bizim sevmemizi tüm dünya seviyor.
Hatta Unesco bu sevgisinden ötürü 2007 Yılı’nı “Dünya Mevlana Yılı” ilan etmişti.
Şimdi size çok kısaca Mevlana Celalaeddin’-i Rumi’nin hayat hikayesinden bir bölümü sunacağım.
“Orta Asya’da, Belh şehrinde 30 Eylül 1207 târihinde dünyâya gelen ve 16 Ekim 1273 târihinde Konya’da (-66 yaşındayken-) vefât eden Mevlâna Celâleddin Muhammed, hayatının büyük kısmını Anadolu’da geçirmiştir.
Bu sebepledir ki ona Rûmî (: Anadolu-lu) nisbeti verilmiştir.
Babası Bahâeddin Veled, aynı zamanda sultan’ül-ulemâ (bilginlerin sultanı) lakabıyla anılmaktaydı çünki o devrin felsefî ve teoloji ilimlerinde tanınmış bir kimseydi.
O sıralarda gittikçe şiddetlenen Moğol istîlası sebebiyle, ihtimâl ki 1212 veyâ 1213 yılında (-ki Mevlâna bu sıralarda beş yaşlarındaydı-) âilesiyle birlikte Belh’ten ayrılarak Suriye ve Hicaz’da bir süre kaldıktan sonra Anadolu’ya gelmiş ve Konya’ya yerleşmişlerdi. Bu sırada Anadolu’da, büyük bir Türk devleti olan Anadolu Selçukluları hüküm sürmekteydi.”
Bakınız, bizim kendisi ile övündüğümüz, tasavvuf dünyamızda büyük kapılar açan büyük mutasavvıf Mevlana Celaleddin’-i Rumi’nin bizim topraklarımızdan bir değer olarak çıkmasında kaderinde babasının Moğol zulmünden uzaklaşmak gayesi ile ülke topraklarımıza iltica etmesi de var.
Yani Mevlana Celaleddin-i Rumi’nin babası Bahaeddin Veled yaklaşık 800 yıl önce Moğol zulmünden uzaklaşmak için bu topraklara gelmiş, iltica etmiş.
O zaman Moğol belası varmış, şimdi Rusya, ABD, Esed belası var.
Yani belanın adı değişti ama şekli değişmedi.
Rabbim kimseyi vatanından uzak bırakmasın.
Demem o ki, kardeşlerim, ülkelerinden savaş sebebi ile göç etmek zorunda kalan, kadınlar, çocuklar, yaşlı insanlar ülkemize geldi diye onlara kızmayalım.
Onlar muhacirler ( hicret eden, göç eden) biz de bu durumda ensar ( Arapça yardım eden demek ) oluyoruz.
Onlar mülteci olmayı seçmediler.
Bizleri ensar olarak gördüler, yardım istediler.
-Allah kendisine hayırlı uzun ömürler versin- babacığımın çok güzel bir öğüdü var, aslında Peygamber efendimizin bir hadis-i şerifi, sıklıkla tekrarlar : “ Misafir rızkı ile gelirmiş” oğlum diye.
Bir de bir atasözümüzü tekrarlar, “Misafir on kısmeti ile gelirmiş, birini yer dokuzunu bırakırmış” diye.
Dolayısı ile onlara kızmayalım.
Türk milletinin şefkat ve merhametli yüzünü onlara gösterelim.
Eğer kızacaksak ( ki bence bu duruma kızmalıyız ) Rusya , İsrail, ABD, Esed gibi kendi çıkarları için aciz durumda, güçsüz, bu kirli savaşla ilgisi olmayan yüzbinlerce insanın kadın çocuk demeden katledilmesine sebep olan ve onların kanı üzerinden kendi kirli emellerini gerçekleştirmeye çalışan kan emici ülkeler ve liderlerine kızalım.
Dedim ya mülteci olmak bir tercih değil, bir dramın sonucu aslında…
Dua olarak da şunları eklemek isterim: “ Ya Rabbi mazlumları ( zulme uğrayanları ) himaye et, koru, onlara insaflı, vicdanlı ensar kardeşleri ile yardımını ulaştır. Zalimleri, eli masum insanların kanı ile kirlenmiş olanları da hem bu dünyada hem ahirette kahhar isminle perişan eyle. Amin.
0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ten + seventeen =