Bilimsel Değerlendirme ve Araştırma Metodolojisi Kitabı’ndan Aklımda Kalanlar

Değerli Okuyucu,

Bu yazıda sizinle kıymetli Prof. Dr. Cengiz ANIK hocamızın sosyal medya ortamında tavsiye etmiş olduğu bir kitaptan aklımda kalanları paylaşmak istiyorum.

Kitabın ismi ve yazarını da paylaşayım, arzu eden arkadaşlar ulaşıp orjinalinden çok daha kapsamlı bilgi edinebilsinler diye.

Kitabın ismi ” Bilimsel Değerlendirme ve Araştırma Metodolojisi”, yazarı Prof. Dr. Orhan TÜRKDOĞAN.

Bilim felsefesi konusunda çok önemli bir eser.

Konu ile ilgilenenlere şiddetle tavsiye ederim.

Buradan sonra kitaptan not aldığım bölümleri sizinle paylaşıyorum.

İstifadenize sunarım.

***

” Sosyal araştırma ders kitaplarında “bilginin batılılaşması” tezi bir çok aydın çevreler arasında sarsılmaz bir kural olarak benimsenmiş, eleştirmensiz ve yorumsuz bir taklitçilik metodoloji alanında da kültür ve düşünce hayatımızı istila etmiştir. Bu görüşün felsefenin sonucu olarak batının dünya görüşü ve değerler sisteminin ürünü olan modeller, araştırma yöntemleri – aynı şartları yaşıyormuşcasına- ülkemiz sosyal şartlarına adapte edilmeksizin aktarılmıştır. Oysa günümüzde tek bir gerçeğin olamayışı, gerçeğin araştırmacının kognisyonları, zihni eylem biçimleri, hatta içinde yaşadığı sosyal yapı ve sınıf kuruluşu ile bağlantılı olarak değerlendirilebileceği hususu düşünülmemiştir. Bu yüzden bir çok araştırmalarımız batı modellerinin ozalitleri olmak özelliğini taşımış, sosyal yapının dinamikleri olduğu gibi yansıtılamamıştır.”

Orhan Türkdoğan, Bilimsel Değerlendirme ve Araştırma Metodolojisi Kitabı, Syf: 10

***

Sosyal Bilimlerde Tarafsızlık Üzerine

“Bilimde tarafsızlık ilkesini etkileyen bir unsur da bilimin özelliğidir. Fizik ve matematik bilimlere nazaran sosyal bilimler karşısındaki tarafsızlık durumumuz farklıdır. Çünkü toplum ve insanı konu alan sosyal bilimlerde değer yargılarından uzaklaşmak, dolayısıyla tarafsızlığımızı korumak son derece güçleşir.”

Orhan Türkdoğan, Bilimsel Değerlendirme ve Araştırma Metodolojisi Kitabı, Syf: 16

***

Gazzali’nin Bilginin Kesinliği Üzerine Görüşü

“Bilimin özelliği olarak tarafsızlık peşin yargılardan uzak gerçeği aramaktır. Bunu Gazzali şöyle açıklıyordu:
“İlkin kendi kendime dedim ki benim amacım işlerin hakikatlerini anlamak ve bilmektir. O halde ilkin bilgi nedir? Bunun hakikatini araştırmak gerekir.

İkinci olarak anladım ki, kesin derecesine varan bilgilerde bilinen şeyin asla şüphe götürmeyecek biçimde anlaşılması gerekir.

Sonra anladım ki, bu tarzda bilmediğim, bu suretle kesinlik duymadığım her bilgi güvenilir değildir, hatadan emin olamaz.

Hatadan emin olmayan bilgi de kesinlik ifade etmez”

Orhan Türkdoğan, Bilimsel Değerlendirme ve Araştırma Metodolojisi Kitabı, Syf: 17

***

Anti – Bilim Anlayışı Üzerine

“Anti – bilim anlayışı batı uygarlığının iki özelliği nedeniyle ortaya çıkmış bulunuyor. Bir yandan bilimsel yöntemin evreni anlama ve kavramanın tek geçerli yol olduğu inancı; öte yandan da bu bilimin elde ettiği sonuçların aç gözlü bir teknolojiyle, daha çok kapitalist karın hizmetinde, uygulanmasının gayet uygun olduğu düşüncesidir.”

Orhan Türkdoğan, Bilimsel Değerlendirme ve Araştırma Metodolojisi Kitabı, Syf: 34

***

Kopernik Hakkında Beni Şaşırtan Bir Bilgi:

“Gök cisimlerinin hareketine ait Kopernik’in tasvir ettiği yeni sistem, “bu cisimlerin hareketlerinin akli ve dinamik bir açıklaması”ndan çıkmış değildir.

Kopernik bu buluşu sanat ve Tanrı’dan “en mükemmel eğri… dairedir” diyen klasik estetikten ve Tanrı’nın evrende gök cisimlerinin en mükemmel şekilde hareket etmesi gerekir diyen dini inançtan çıkarmıştır.

Kopernik, hatalı olarak, “gök cisimlerinin ancak mükemmel daireler çizerek hareket edebileceğine inanmıştı.”

Orhan Türkdoğan, Bilimsel Değerlendirme ve Araştırma Metodolojisi Kitabı, Syf: 3

***

Bilim ve Değerler İlişkisi Üzerine

“Bilim bütün özellikleriyle başlangıçta manevi temellere, değer yargılarına ve kültürel unsurlara dayanarak gelişmiş, sonraları her alanda olduğu gibi sekülarizasyona maruz kalmıştır.

Bu gelişimin bir sonucu olarak “bilim bilim içindir” diyebileceğimiz bir bilimcilik ( scientism ) anlayışına yönelme başlamıştır. Hatta daha da ileri gidilerek bilimin en sütün değer haline dönüştüğüne tanık olmaktayız.”

Orhan Türkdoğan, Bilimsel Değerlendirme ve Araştırma Metodolojisi Kitabı, Syf: 31

***

Hristiyanlık ve Bilim Çatışması Üzerine

” Ortaçağ boyunca Hrsitiyanlık Aristo mantığının hakimiyeti altında özgür düşüncenin karşısına çıkmış, kilise babaları yoluyla yeni gelişmeleri durdurmaya çalışmıştır.

Hristiyanlığın yapısındaki çelişkilerle aklın gerçekleri arasında büyük zıtlaşmalar ortaya çıkmıştır.

Bu bakımdan bilim ve din çatışması bizzat hristiyanlığın dogmalarından kaynaklanmıştır.

Yeni Çağ aynı zamanda Rönesans – yeni bilimin doğuşudur – Hristiyanlığın taassubuna karşı aklın ve bilimin zaferidir.”

Orhan Türkdoğan, Bilimsel Değerlendirme ve Araştırma Metodolojisi Kitabı, Syf: 34

***

Thomas Kuhn’un Paradigma Tanımlarından Biri:

“Paradigma, birbirleriyle yarışan farklı bilimsel yaklaşımlar veya düşünsel çerçevedir. Kuhn, paradigmanın iki ayrı anlamı olduğu kanısındadır. Bir yanda, terim belli bir topluluğun üyeleri tarafından paylaşılan inançların, değerlerin, tekniklerin bütününü teşkil etmektedir. Öte yandan da bu bütünün içinde bir tek tür unsur söz konusudur. Model yahut örnek olarak kullanılan ve gerektiği vakit olağan bilimdeki bütün diğer bulmacaların çözümlenme temeli olarak. Kesin kuralların yerine kullanılabilen somut bilmece çözümleri ( Kuhn, Bilimsel Devrimlerin Yapısı, s. 1962 )”

Orhan Türkdoğan, Bilimsel Değerlendirme ve Araştırma Metodolojisi Kitabı, Syf: 25

***

Din – Bilim İlişkisi Üzerine 2

“Hiçbir bilimsel çabayı, içinde boy attığı yerleşik dünya görüşünden, bu dünya görüşünü meydana getiren inançlardan, çeşitli etkenler altında kültüre mal olmuş ideolojilerden bağımsız düşünemeyiz. Ve her kültürün her dünya görüşünün temelinde yatan belirleyici etken de doğru veya yanlış, hak veya batıl, ilahi veya hümanist, sahih veya bozulmuş karakterli olan dindir.”

Orhan Türkdoğan, Bilimsel Değerlendirme ve Araştırma Metodolojisi Kitabı, Syf: 44

***

Gözlemden ( Ölçümden ) Bağımsız Olay Olamaz

“Bir görüşe göre gözlemci ve deneyci gözlediği, ölçtüğü olayların ayrılmaz bir parçasıdır. Bu yüzden ölçümden, gözlemden bağımsız bir olay söz konusu değildir. Olayı etkilemeden, değiştirmeden, yeni bir oluşum şeklinde yeniden ortaya çıkarmadan gözlem ve ölçüme olanak yoktur. Bu görüşe “gözlemden ( ölçümden ) bağımsız olay olamaz” önerisi denilir.”

Orhan Türkdoğan, Bilimsel Değerlendirme ve Araştırma Metodolojisi Kitabı, Syf:47

***

“Sosyal bilimlerde hatta tabiat bilimlerinde gözlemden bağımsız olay düşünülemez. Bu görüş “olaylar gözleyenden, ölçümden bağımsızdır” tarzındaki eski geleneksel anlayışa karşıttır.”

Orhan Türkdoğan, Bilimsel Değerlendirme ve Araştırma Metodolojisi Kitabı, Syf: 47

***

Batının Bilime Bakışına Yönelik Bir Eleştiri

“Batı, bilimsel gelişimde idrak yanılmasına düşmüştür. Böylece araç ve amaçlar tersine dönmüştür. Bilim ve teknoloji artık çevrenin malı değildir, insanın hizmetinde hiç değildir. Tam tersine insan ve yaşadığı çevre bilim ve tekniği yutan ve kendi başına gelişen yönsüz güçlerin isteklerine terk edilmiştir. İşte Batı değer ve normları bilimi bu açmaza sürüklemiştir.

Büyük biyoloji uzmanı Joseph Needham, 1969’da şunları yazmıştı:

Sadece Avrupalıların görüş açıları ile ele alındıkları sürece dünyanın problemlerinin hiçbir zaman çözülemeyeceğini düşünmemiz için ciddi sebepler vardır”.

Orhan Türkdoğan, Bilimsel Değerlendirme ve Araştırma Metodolojisi Kitabı, Syf: 49

***

Parçadan Bütüne Gitme veya Bütünden Parçaya Gitme Üzerine

Demokrit, Descartes ve Newton’dan beri süren çözümleme yönteminde bütünü parçalara ayırarak açıklamak amacı güdülmekte idi. Batı bilim ve felsefe dünyasında binlerce yıldan beri bu yöntem kullanılmıştır. Batı düşüncesi bir bütünü parçalarına ayırdıktan sonra gerçeğe varılacağına inanmıştı.

Oysa Kuvantum teorisi göstermiştir ki küçüğe, parçacıklar dünyasına gidildikçe hem bir belirsizlik artmakta hem de karşılıklı ilişkiler güç kazanmaktadır. Böylece uygarlığa büyük katkısı olan çözümleme yöntemi önemli bir yara almaktadır.

Yeni paradigmada ( sistemler yaklaşımında ) ise tamamiyle ters yönde bir yaklaşım söz konusudur. Buna göre parçaların nitelikleri ancak bütün devingen ( hareketli ) niteliğiyle incelendiğinde anlaşılabilir.

Yapıya dayanan düşüncenin yerini kuantum teorisiyle sürece dayanan düşünce almıştır. Sistemler düşüncesi süreç düşüncesidir.

İşte Guenon, Descartes’tenberi sürüp gelen çözümleme yönteminin Batıya özgü geleneksel zihniyetten kopuk maddeci bir yapıyı ortaya koyduğuna işaret ederek Doğu’da yaşayan geleneksel düşünce biçimini belirtiyordu” .

Orhan Türkdoğan, Bilimsel Değerlendirme ve Araştırma Metodolojisi Kitabı, Syf: 53

***

İslamiyet Din – Bilim Karşıtlığını Yaşamamıştır

“Kültür ve uyggarlığın yayılması her şeyden önce o çevreyi yöneten dini sistemlerin yumuşak ve sert yapılarıyla yakından ilgilidir. İslamiyet “ilim Çin’de de olsa bile aramayı” öngören evrensel bir din olması nedeniyle yayılma alanındaki bilim odak noktalarıyla hızlı bir biçimde temasa girmiştir.

Bu yüzden müslümanlar tarihin hiçbir döneminde ne bilim – din çatışması diyebileceğimiz mücadelelere ne de bilim adamlarının engizisyonu türünde işkencelere yönelmişlerdir.

Batıda rastlanan bu kanlı olaylar nedeniyle çoğu kez bilim adamlarının işkenceden kaçarak İslam ülkelerine, üniversite kentlerine sığındıklarına tanık olmaktayız.

Bu da kişisel temaslar sonucu doğu – batı kültürünün buluşmasına zemin hazırlamıştır.”

Orhan Türkdoğan, Bilimsel Değerlendirme ve Araştırma Metodolojisi Kitabı, Syf: 63

***

Sahi Bilim Ne İçin Yapılır?

“Bilim bir ve bölünmezdir.

Değişiklikler temelde sosyolojiktir, yani bilimi neden yaptığımıza bağlıdır.

Bilim tüm insanların ortak kazancı için mi yoksa endüstri işletmelerinin özel karı için mi ya da modern savaşın gaddar biçimlerinin gelişmesi için mi?

Tek kelimeyle söylemek gerekirse güdülerdeki farklılıklardır…”

Orhan Türkdoğan, Bilimsel Değerlendirme ve Araştırma Metodolojisi Kitabı, Syf: 58

***

Bilim ve Gelişmişlik Arasındaki İlişki

“Bilim, tabiata ( doğaya ) hakim olmamızı sağlar. Hatta, bu düşüncemize bir açıklık getirmek gerekirse şöyle bir örnek verebiliriz.
Günümüzde az gelişmiş ülkelerle gelişmiş ülkeler arasındaki belli başlı fark bilimi etkin bir biçimde kullanma gücüne bağlıdır.
Bugün ilerlemiş hiçbir ülke gösterilemez ki bilimde geri kalmış olsun.
Aynı şekilde hiçbir geri kalmış ülke gösterilemez ki bilimde ileri gitmiş olsun. İlerlemenin gücü bilimi kullanma, üretme yeteneğimizle orantılı olarak artmaktadır.”

Orhan Türkdoğan, Bilimsel Değerlendirme ve Araştırma Metodolojisi Kitabı, Syf: 14

***

Ziauddin Sardar’ın Bilimsel Yöntem Üzerine Eleştirisi

“a) Bilimsel yöntem her ne kadar kavramsal olarak tarafsızdır deniyorsa da, her şeyden önce, belli dil kategorileri, zihni tavırlar ve gözlemcilerin istekleri tarafından yapılanmıştır.

  1. b) Bu kategoriler, yapılan deneyleri, hatta gerçekliğin yasaları olarak bilinen ifadeleri kendi biçimine uygun olarak birleştirir. Ve sonuçta farklı zamanlarda farklı araştırma gruplarının eğilim ve değerlerini yansıtırlar.
  2. c) Bilimsel yöntemle insan, gerçekle artık yoruma gerek bırakmayan açıklıkta karşı karşıya gelmez. Aksine bir kavramsal şema ( Kant ) , ideoloji ( Marx ), dil -oyun ( Wittgenstein ) yahut da paradigma ( Khun ) tarafından biçimlendirilmiş bir aracı vasıtalarıyla karşı karşıya gelir.

Şu halde başka toplumların algıları, kavramları, ideolojileri, dilleri ve paradigmaları tarafından şekillendirilmiş olan Batılı bilgi disiplinlerine islami ruhu üflemek hangi amaca hizmet eder? Bu bilginin islamlaştırılması mıdır? Yoksa İslamın Batılılaştırılması mıdır?

Orhan Türkdoğan, Bilimsel Değerlendirme ve Araştırma Metodolojisi Kitabı, Syf: 48

***

Bilimde Mutlak Gerçeklik Olur Mu Sorusuna Net Bir Cevap

“Doğu ile Batı arasındaki bilgi anlayışında beliren tutuculuk bir yana bırakılırsa, bilimle değer arasında önemli yakınlıkların bulunduğu gerçeği unutulmamalıdır.

Bu da “mutlak gerçek” ” gerçeğin biricikliği” tarzındaki mantıkçı pozitivist akımın günümüzdeki kalıntılarının önemli bir darbe aldığını bize gösterebilir.

O halde “teknik aletlerimiz ne kadar gelişmiş olursa olsun bilim adamının veya gözlemi yapanın dışında bir gerçek olduğunu kabullenmek mümkün değildir…”

Orhan Türkdoğan, Bilimsel Değerlendirme ve Araştırma Metodolojisi Kitabı, Syf: 12

***

Einstein’ın Gözünden Bilimde Gerçeklik Üzerine

“Albert Einstein şöyle diyordu:

Algılayan bir kimseden bağımsız bir dış evrene inanma, bütün tabiat bilimlerinin temelini oluşturur. Bununla beraber yalnızca duygular yoluyla algı, bu dış evrenden dolaylı bir şekilde bilgi sağladığından biz fiziki gerçeği ancak tartışmalı ( akli ) yollarla kavrayabiliriz.

Bunun sonucu olarak da fiziki gerçek hakkındaki bilgilerimiz asla nihai olamaz”

Orhan Türkdoğan, Bilimsel Değerlendirme ve Araştırma Metodolojisi Kitabı, Syf: 83

***

Hans Reinbach Bilimsel Felsefe’nin Doğuşu Eserinden Alıntı:

” Bilimsel sonuçlara gereğinden fazla güvenilirlik tanımak felsefecilere özgü bir yanılgı değildir. Bu yanılgı Galileo’dan günümüze değin uzanan ve bilimin gelişmesine sahne olan modern dünyanın belirgin ve yaygın bir özelliğidir.

Bilimin tüm sorunlara çözüm getireceği inancı o denli yaygındır ki, bilim günümüzde, daha önceleri dinin karşılaştığı sosyal bir işlevle, kişilere ve topluma kesin güvenlik sağlama işleviyle yüklü hale gelmiştir.

Denilebilir ki, bilime beslenen inanç, Tanrı’ya olan inancın yerini almıştır.”

Orhan Türkdoğan, Bilimsel Değerlendirme ve Araştırma Metodolojisi Kitabı, Syf: 93

***

“Günümüzde hiçbir kimsenin bilimin gerçekliğini inkar edecek bir sapmaya yöneleceği düşünülemez.

Ancak, bilimciliği merkeze alarak, onun ötesinde gerçek tanımayan bir zihniyete yönelik eleştirilerin bulunabileceğini unutmamak gerekir.

Rene Guenon’un da belirttiği gibi ” şu noktayı açıklığa kavuşturmam gerekiyor. Ben bilimin başarılarını inkar etmiyorum, inkar etmek aptalca bir şey olur.

Benim şiddetle eleştirdiğim tutum tek özelliği, insanların karşılaştıkları tüm sorulara cevap verecek tek bilgi kaynağının, mutlak ölçünün bilim olduğuna inanmak ve buna inandırmaktan ibaret olan tutumdur”

Orhan Türkdoğan, Bilimsel Değerlendirme ve Araştırma Metodolojisi Kitabı, Syf: 94

***

Akıl Mı? Deney Mi? İkilemi Üzerine

Viyana çevresi veya yeni Pozitivistlerin Türkiye’de önde gelen temsilcilerinden biri kuşkusuz Nusret Hızır’dır. Bir yazısında Hızır, ” akıl mı deney mi?” ikilemini ortaya atarken şöyle diyordu:

Hakikat ne merkezdedir? Bir kere deneysiz bilim olmaz ( tabii matematik bilimlerden söz etmiyoruz, şimdi bilimden gerçeğin bilimini anlıyoruz).

Gerçek ise fenomen, olay demektir. Fenomenlerin kanunlarını istediğimiz kadar düşünelim, ince düşünelim, matematik düşünelim, salt düşünce ile bulmamıza imkan yoktur. Fenomeni görmeli, yahut laboratuvarlarımızda, bildiğimiz koşullarda fenomenleri meydana getirmeli, onları gözlemeliyiz ki, onların nasıl olduklarını anlayabilelim.

Fakat bununla iş bitmez. İstediğimiz kadar gözlem, deneyim yapalım, bu gözlemlerin, deneyimlerin verilerini zihnin kavrayabildiği bir akıl sistemi ile tutarlı bir şekilde toplayamazsak, bilim kurmuş olmayız.

Demek ki, deneysiz bilim olmadığı gibi, toplayıcı akılsız da bilim olmaz.”

Orhan Türkdoğan, Bilimsel Değerlendirme ve Araştırma Metodolojisi Kitabı, Syf: 99

***

Dilthey’e Göre, biz tabiatı/ doğayı, toplumsal – tarihsel yönde oluşan kendi bilincimizin ürünleri olan tekrar, süreklilik, zorunluluk, nedensellik gibi tasarımlar ( Kant’ın akıl kategorileri adını verdiği şeyler ) altında tanırız. Yani yaptığımız tabiatı bilincimizin olanaklarına göre tanımaya çalışmaktır. Böyle olunca, biz tabiatı kendiliği içinde değil, bize göreliği içinde tanırız.

Dilthey’e göre:
1. Özne (suje) tarihin bir ürünü, pratik sosyal bir şeydir.
2. Biz tabiata bile, başkalarıyla olan ilişkilerimizin bütünlüğünden yani toplumsal yaşamdan kalkarak yönelebiliriz.

Orhan Türkdoğan, Bilimsel Değerlendirme ve Araştırma Metodolojisi Kitabı, Syf: 103

***

“Şüphesiz bilimsel teorilerin olgularla uygunluk içinde olmaları, olgular tarafından doğrulanabilmeleri de gerekir. Fakat bir teorinin bilimsel olma niteliği kazanabilmesi için, bu teorinin mevcut veya mümkün bir olgu tarafından yanlışlanmaya açık olması – Popper’ın deyimiyle- potansiyel olarak yanlışlanabilir olması gerekir.”

Orhan Türkdoğan, Bilimsel Değerlendirme ve Araştırma Metodolojisi Kitabı, Syf: 107

***

Popper ve Tümevarım Mantığı Eleştirisi Üzerine

“Görülüyor ki, doğrulanabilirlik kavramının temelinde belli sayıda test edilebilen beyaz kuğulardan yeryüzünde bundan sonra görülebilecek bütün kuğuların da beyaz olabileceği biçiminde zihni bir genelleme eylemi mevcuttur.

O halde “doğrulanabilirlik ilkesi” temelde tümevarım ilkesine dayanmaktadır. Oysa önermemizi deneylerle ne kadar doğruladığımızı iddia edersek edelim, bu hiçbir zaman önermenin kanıtlandığı anlamına gelmez. Çünkü önermeyi yanlışlayacak bir olguyla karşılaşmak ihtimali her zaman vardır. Sonsuz sayıda deney yapamayacağımıza göre tümevarım (endüksiyon) saçmadır. Zira “tüm” e varmak mümkün değildir. Bu yüzden bilimsel önermelerimiz tümel (külli) olamazlar. “Tüm kuğular beyazdır önermesi” bize hiçbir zaman siyah bir kuğuyla karşılaşmayacağımız garantisini veremez. Bu yüzden anck “bütün kuğular – belki beyazdır” önermesini öne sürebiliriz.

Böylece Popper, hem felsefi anlamda deneyciliğin (empricism) hem de deneyciliğin dayandığı tümevarım mantığının saçma olduğu tezini savunmuştur”.

Orhan Türkdoğan, Bilimsel Değerlendirme ve Araştırma Metodolojisi Kitabı, Syf: 108

***

“Popper kendi görüşüne “eleştirici rasyonalizm” demişti.
Çünkü ona göre bilimsel yasalar hep hipotez niteliğindedir. Hipotez ve başlangıç şartlarından deney sonucu çıkartılıp bu sonuç gerçekleşmezse hipotez yanlışlanmış olur. Yerine yeni bir hipotez konulmalıdır. Yeni bir hipotezin tasarlanması veya bulunması akılcı bir işlem olmayabilir. Ama hipotezin sınanması veya haklı gösterilmeye çalışılması tam rasyonel bir işlemdir. Haklı gösterme veya sınama bağlamı gözlem ve deney ile ve mantık ve matematik işlemlerine dayanıyor”.

Orhan Türkdoğan, Bilimsel Değerlendirme ve Araştırma Metodolojisi Kitabı, Syf: 112

***

Kuhn ve Bilimin Evrenselliği Üzerine

Thomas Kuhn’un bilim anlayışına göre hiçbir bilimsel kuram evrensel değildir.

Yani bir bilimsel kuramın uygulanabildiği sistemlerin kümesi ya da başka bir deyimle kuramın uygulama alanı hep sınırlıdır.

Üstelik uygulama alanının sınırları kesin değil, belirsizdir.

Yani T gibi bir kuramın S gibi belli bir somut sisteme uygulanıp uygulanmayacağı kesinlikle bilinemez.

Orhan Türkdoğan, Bilimsel Değerlendirme ve Araştırma Metodolojisi Kitabı, Syf: 113

***

Kuhn’a göre bilimsel teoriler birer paradigma (örnek sistem)dir. Yani birer karşılaştırma modelidirler. Biz bu modelleri olaylarla karşılaştırmak için kullanırız. Bu yüzden onların doğru ya da yanlışlığından söz edilemez. Onlar için söylenecek şey, “bu karşılaştırma modeli olaylarla karşılaştırmak için oldukça kullanışlı ya da yeterince kullanışlı değil” biçiminde olabilir.

Orhan Türkdoğan, Bilimsel Değerlendirme ve Araştırma Metodolojisi Kitabı, Syf: 113

***

Kuhn’a Göre Bilim Yapma Tarzları

Thomas Kuhn’a göre bilim iki şekilde gerçekleştirilebilir.

Ya bir paradigma veri kabul edilir ve normal bilim yapılır.

Ya da paradigma değiştirilmeye çalışılır ve devrimci bilim yapılır.

Normal bilim bilimsellikle ilgili görülen özelliklerin çoğunu gösterirken; devrimci bilim felsefe olma eğilimindedir.

Orhan Türkdoğan, Bilimsel Değerlendirme ve Araştırma Metodolojisi Kitabı, Syf: 114

***

“Feyerabend, “anarşik bilgi teorisi” adını verdiği görüşlerinde bilimin her zaman karşıt görüşlere ihtiyacı olduğu, karşıt görüş çoğalmasının bilginin ilerlemesi için elzem olduğu kanısındadır”

Orhan Türkdoğan, Bilimsel Değerlendirme ve Araştırma Metodolojisi Kitabı, Syf: 117

***

 

 

 

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

2 × three =